İslamofobi 2.0
İslamofobi 2.0: Yeni Nesil İslamofobi ile Yeni Nesil Mücadele

Kavram olarak yerleşmiş, literatürü olmuş olsa da günümüzde İslamofobi’nin “kültürel ırkçılık” veya “Müslüman nefreti” olarak da nitelenmeye başlandığı ve bu bağlamda çalışmalar yapıldığı görülüyor. İslamofobi kavramının hukuki bir takibe yol açmadığı, Batı’da fiziksel ırkçılıktan kültürel ırkçılığa doğru yeni versiyonlarıyla bir dönüşümün olduğu da göz önüne alınırsa “ırkçılık/kültürel ırkçılık” veya Müslüman nefreti” kavramının da öne çıkarılması gereği ortadadır.
Buradan hareketle post-oryantalistik günümüz ortamında islamofobi’nin küresel anlamda Batılı karar mercilerince üretilmiş bir nefret olarak globalleştirildiği, normalleştirildiği (yerleştirildiği) görülmektedir. Batı’nın hegemonik tasallutu altında özelde Müslümanlar genelde ise bütün insanlık, adeta “modern barbarlık” veya “uygar barbarlık” politikalarına maruz kalmaktadır. Bu arka plan ve zihin dünyasına sahip Batı’nın ürettiği ve artık “endüstri” halini alan ortamda kültürel ırkçılık/islamofobi konusunda Batı aklının söyleyecek sözü bitmiştir. Müslümanlar ise bu konuda “etkin” bir söz ve eylem arayışındadır. Tabiatıyla bu durum, günümüzde yeni versiyonlarıyla karşımızda olan islamofobinin stratejik, psikolojik, sosyolojik,teopolitik, jeopolitik ve dolayısıyla interdisipliner ve ” yeni nesil” yaklaşımla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Elinizdeki bu çalışma, kültürel ırkçılık halini alan İslamofobi’yi yeni versiyonlarıyla tespit ve teşhis ederek, onunla yeni nesil mücadelede Müslümanların daha etkin söz ve eylem ortaya koyabileceklerinin arayışıdır.


Kitap Özeti
İslam’ın ilk günlerinden itibaren, ehli kitap (Yahudiler ve Hristiyanlar) ile müşrikler (putperestler, ateistler, ateşperestler…) İslam’a muhalefet etmişlerdir. Bunun sebebi; son din olan İslam’ın, son mesaj olan Kur’an-ı Kerim’in ve son peygamber olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) getirdiği medeniyet iddiasını bitirmekti.
İlk dönem Yahudiler son peygamberi kendi içlerinden birisi olarak beklerken, Hristiyanlar İsa (a.s.)’ın ikinci gelişini beklemekteydiler. Bu yüzden Hz. Peygamberi (s.a.v.) kabul etmek istemediler.
Ortaçağda Müslümanların fetihleri ve İslam medeniyetini kurup İstanbul’u fethetmeleri onlarda (Yahudi, Hristiyan ve putperestlerde/paganlarda) İslam korkusu/Türk korkusuna dönüştü.
Aydınlanma döneminde ise Batı kendi dışındaki insanları biyolojik ve kültürel olarak insandan saymamış; vahşi, cahil ve barbar sayarak onlara hayvan muamelesi yapmıştır.
Dördüncü merhalede post modern çağda geldikleri seviyede insanlık için potansiyel olarak “İslam’ın tek alternatif hayat görüşü” olduğunu anladılar ve ona savaş açtılar. 1990 yılında soğuk savaşın bitimi NATO Genel Sekreteri Willy Claes ile İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher “Batı’nın yeni düşmanı İslam’dır” mealinde açıklama yapmışlardır.
Günümüzde ise ABD’deki 11 Eylül ve benzeri olayları bahane ederek, Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ile Kur’an-ı Kerim’e hakaret eden film, karikatür, haberlerle ve yakma eylemlerinde bulunmaktadırlar. İslam ve Müslüman düşmanlığını bilinçli olarak dünyada (Filistin, Myanmar, Hindistan, Batı Avrupa…) körüklemektedirler.
Batılı yönetici ve stratejistler “Avrupa değerleri” adı altında ateist hayat görüşünü bu ülkelerdeki ve dünyadaki Müslümanlara zorla dayatmaya çalışmaktadırlar.
Gayri Müslümlerin İslam korkusu (İslamofobi) ve İslam karşıtlığını (anti İslamizm) tüm dünyada yaymak için medya başta olmak üzere her enstrümanı (kanunları, akademik çalışmaları, vakıf fonlarını, sivil toplum kuruluşlarını…) kullanmaktadırlar. Oryantalist, stratejist ve akademik çevrelerin hazırladığı propaganda malzemeleri ile Müslümanları, şiddete dayalı, kılıç yoluyla yayılan, irrasyonel takipçilerinin dünyevi ve şehevi arzularını kamçılayan ve ötekini asimile eden son tahlilde yabancıları yok etmek isteyen bir din gibi göstermektedirler.
Halk Amerika’da ve Batı Avrupa’da, Müslümanları putperest, barbar ve terörist olarak görmektedirler. Başarılı oldukları “insanları korkutma çabası” silahsız Haçlı savaşları gibidir. Sabah akşam yerden yere vurdukları etnik ırkçılığı “kültürel ırkçılığa” ve “Müslüman nefretine” dönüştürmüşlerdir.
Batılıların çoğalmaması ve Müslümanların nüfus olarak ülkelinde çoğalmasını büyük bir tehlike olarak manşete taşımaktadırlar. Bugünlerde Avrupa’da ve Hindistan’da ırkçı partiler çok revaçtadırlar. Rüzgâr ekip çıkan fırtınayla insanları korkutup yönlendirmektedirler.
Derinlemesine incelendiğinde küresel çapta güç sahipleri; bir dine inanmadıklarını iddia etmekle birlikte o dini sadece kullanarak ateist ve dünyevi bir ideolojiyle hayat yaşamakta ve kendi gibi olmayanlara hayat hakkı tanımamaktadırlar.
Şu an önce kendi ülkelerindeki Müslümanlar sonra tüm dünya Müslümanlarını kontrol altına almak için inançlarından vazgeçip kendileri gibi düşünerek yaşayan sadece ismi Müslüman olan bir kitle oluşturmayı hedeflenmektedir. Bunlara rağmen kendi ülkelerinde İslam’a giren ihtida edenler her geçen gün çoğalmaktadır.
Tüm bu olanlara rağmen gerek ABD ve gerekse Batı Avrupa’da sağduyulu insanların ve akademisyenlerin varlığını göz ardı etmemek gerekmektedir. Halktan bu İslamofobi’ye kanmayanlar da bulunmaktadır.
Bugün batı ülkelerindeki İslam korkusu sebebiyle;
– Kendi ülkelerindeki kişilerden (akademisyen, stratejist, oryantalist ve İslam düşmanı mürtetlerden) faydalanarak,
– Bu kokuyu tüm ülkelere sistematik olarak yayarak,
– Devlet eliyle kültürel ırkçılık yaparak,
– Kendi halkını İslam düşmanlığına, Müslümanlardan nefret etmeye ve devlet eliyle her kesimi (sağ-sol) kullanarak kamuoyu oluşturmuşlardır. Bunu da siyasette kullanıp oy’a ve iktidara devşirmeyi başarmışlardır. Özellikle Hindistan ve Avrupa ülkelerindeki ırkçı partilerin yükselişi bu yüzdendir.
Burada Müslümanlar yapılan bu oyunu/algı operasyonlarını bozmaları için “yapmaları gerekenleri tespit edip” tedbirler almalıdırlar;
– Müslümanların bulundukları ülkede pasif değil aktif, işçi değil işveren, cahil değil okuyan ve toplumlarını etkileyen konuma gelmelidirler,
– Kurban psikolojinde kalıp kabullenmemeli, yapılan saldırıları deşifre etmelidirler,
– Usulünce ve zamanında tepki vermelidirler,
– Özgüven ile hareket edip önce kendi dinleri olan İslam’ı yeterince öğrenip, ifrat ve tefrite girmeden yaşamalıdırlar. Ardından içinde yaşadıkları ülkeyi ve kültürü, inancını iyice öğrenmelidirler, faydalı kısımları alıp İslam’a uygun olmayan kısımları terk etmelidirler. Son olarak içinde bulundukları ülkeyi ve insanları İslam’ın ve faydalı olan o ülke birikimlerini de kullanarak “yeryüzünü imar etmek” görevini uygulamaları için projeler üretmelidirler.

