Hicri 3. asırda Bağdat’ta bir hadis âlimi, sıra dışı bir projeye imza atarak dikkatleri üzerine çekmiştir. İbn Ebid Dünyâ adıyla şöhret bulmuş bu zât, sayısı 200’ün üzerine çıkan müstakil kitapçıklar halinde ele aldığı konu başlıklarında önemli bir kısmı başka kaynaklarda geçmeyen hadis-i şeriflerin yanında sahabe, tabiin, hikmet sahibi büyük zatlar ve ilk dönem tasavvuf büyükleri ile şairlerin sözlerini biraya getirmiştir. Sonraki dönem klasik eserlerin çoğuna kaynaklık etmiş bu koleksiyona ait, elyazması olarak günümüze bir kısmı ulaşabilmiştir.
İyilikleri Emretmek ve Kötülüklerden Sakındırmak
İslam’ın Müslümanlara emrettiği en önemli hususlardan biri de birbirlerini uyarmasıdır. Müslümanlar güçleri yettiğince; farz amelleri yapmalı, haramlardan kaçınmalı, gördükleri kötülüğü engellemeli ve iyilikleri emretmelidirler.[1] Her yapılan iyiliği emretmek sadakadır ve her kötülüğü engellemek de sadakadır.[2]
Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.), Rasulullah’ı (s.a.v.) şöyle buyururken işittim dedi:
“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.” [3]
Bu nasta dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır;
Güç: Kötülüklerin engelleme çalışmasında kişinin “gücü neye yetiyorsa” o miktarda tepki göstermelidir. Çünkü kişiler güçleri yettiğinden sorumludurlar. Güç yetmediği konularda da kendini helak etmemeli, kendini veya başkasını suçlamamalıdır. Kötülüğü engelleyecek kişiler varsa onlardan yardım istenmeli ve/veya onlara yardım edilmelidir.
Usul/Yöntem: Kişi gücü miktarınca fiili olarak kötülüğü “engellemeli” ya da “sözle müdahale etmeli” ya da o kötülüğü engellemeye gücü yetmiyorsa “pasif direnişte” bulunmalıdır.
Tavır: Yapılan kötülüğü engellemeye güç yetmiyor ise bu kötülüğü kabul etmediğini “haliyle” belli etmeli; “kötülüğü çirkin görmeli”[4], “kalbiyle” buğz etmeli, “orayı terk etmeli”, edemiyorsa “surat” asmalıdır.
Olayın ardından ya da ertesi gün hiçbir şey yokmuş gibi davranmak[5], kötülüğü yapanla kol kola girmek, birlikte eğlenmek ve hiçbir şey olmamış gibi davranmak kötülüğü kabullenmek manasına gelir. Böyle tavra girenlere Allah lanet eder, kalplerini zalimlerin kalplerine çevirir ve dualarını da kabul etmez.
Müslüman Neden Kötülüğü Engellemez: İmanın zayıflaması, nefsin gaflete dalması[6], kötülüğü yapanlardan korkma[7], “cehalet sarhoşluğu, hayatı sevme sarhoşluğu”,[8] bir menfaatin kaybolması veya kişinin kendi durumunun kötüleşmesinden çekinmesi sebebiyledir.
Müslümana Yakışan: Aslında; kötülüğü görüp engelleyememek Müslümanın kalbini tuzun suda erimesi gibi[9] eritir. Kötülük karşısında hak sözün söylenmesi eceli yakınlaştırmadığı gibi rızkı da uzaklaştırmaz.[10] Gücü yetiyorsa -acı da olsa- kınayıcının kınamasına aldırmaz.[11]
Bu ameli işlerken bazı Müslümanlar “karşındaki kabul etmeyip zarar verecek ise” onu uyarmamayı; diğer Müslümanlar ise ne olursa olsun bu vazifeyi yapıp sonunda -kendisinin ölümü ve çevresinin helaki bile olsa- başa gelene sabrederek işini tamamlamayı seçtiler. Bu yönüyle Sahabe-i Kiram takva yolunu tutmuş[12] sonucu ne olursa olsun sözleri ile emri bil maruf nehyi anil münker yapmışlardır. Selef-i Salihin arasında bu iki farklı davranış tarzının da örnekleri vardır. Bu seçim kişinin o anki haline ve takvasın kalmıştır.
Peygamberimizin iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmek konusunda kendisinden sonraki zamanlarda bu durumlarla karşılaşılacağı konusunda Sahabesini uyarmış ve böylece Müslümanlara ileride bu tip olayların olacağı hatırlatılmıştır.[13]
Üslup: Bu konuda en hassas olan kısım üslubun sünnete uymasıdır. Kötü üslup doğru ameli yanlışa çevirir.
Fudayl b. Iyad dedi ki: “(İyiliği) emri ancak senden bunu kabul edene verebilirsin. Baksana, bir sultanın karşısına çıktığında ona: “Allah’tan kork!” diyebilir misin? Eğer bunu dersen aileni, kendini ve komşularını helak edersin. Öyleyse kendini sakla, mekânını gizle!”[14]
Selam b. Miskin dedi ki: “Hasan (el-Basri)’ye: Ey Ebu Said! Kişi ana babasına-da iyiliği emredip onları kötülükten men eder mi?” diye sordum. Şöyle cevapladı: “Eğer söz dinliyorlarsa onlara iyiliği emreder; hoşlanmıyorlarsa onlara karşı susar.”[15]
Abdurrahman b. Musarrif haber verdi: “Hasan b. Hayy, bir kardeşine öğüt vermek istediği zaman, o öğüdü bir levhaya yazıp (okuması için) ona verirdi.”
Süleyman el-Havvas şöyle dedi: “Her kim kardeşine tenhada öğüt verirse bu, ona nasihattir; kim de insanların huzurunda kardeşine öğüt verirse bu da onu rezil etmektir.” [16]
Abdullah b. el-Mübarek, Abdülaziz b. Ebi Revvad’ın şöyle dediğini haber verdi: “Sizden öncekiler kardeşinde bir kusur görürse ona yumuşaklıkla emr eder; bu emrinden ve nehyinden dolayı ecir kazanırdı. Hâlbuki şunlardan biri ise, doğrusu arkadaşını rencide ediyor, kardeşinin kusurlarını
söylüyor ve onları ortaya çıkarıyor.”[17]
Şa’bi dedi ki: Numan b. Beşir’in minber üzerinde şöyle dediğini işittim: “Ey insanlar! Akılsız davrananların elini tutun! Zira ben Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu işittim:
- “Bir topluluk gemiyle denizde yolculuğa çıktılar. Gemideki yerlerini taksim ettiler; her kişiye bir yer düştü. Onlardan biri baltayı alıp kendi yerini oydu. Ona:
- Ne yapıyorsun? diye sorduklarında,
- Burası benim yerim, istediğimi yaparım, dedi. İşte bu durumda gemidekiler onun elini tutarsa, kendileri de kurtulur, o da. Eğer ona karışmazlarsa, kendileri de batar, o da. İşte siz de, helâk: olmadan önce içinizden akılsızca hareket edenlerin elini tutun!“[18]
Said b. Cübeyr diyor ki: “İbn Abbas’a: “Sultan’a iyiliği emredip onu kötülükten men edeyim mi?” diye sordum, şöyle cevap verdi: “Seni öldürmesinden korkarsan, bunu yapma!” Ben bunu tekrar sordum, bana aynı cevabı verdi. Sonra yine sordum, aynı cevabı verdi ve şunu ekledi: “İlla yapacaksan, onunla baş başa iken bunu yap!”[19]
Sonuçların Bilinmesi: Eğer Müslümanlar iyiliği emretmez kötülükten de sakındırmazlarsa hem dünyada hem de ahirette bunun karşılığının/cezasının ağır olacağını bilmelidir.
Dünyada karşılaşılacak cezalar şunlardır;
- Kişinin üzerine belalar yağar,[20]
- Kendisine eli altındakiler itaat etmez,[21]
- Kalpler kötülerin kalbine benzer,[22]
- Kötülerle birlikte helak olur,[23]
- Savaşta düşman galip gelir,[24]
- İyilerin duaları kabul olunmaz,[25]
- Allah o kişiyi sevmez ve ona lanet eder,[26]
- Ve başa yönetici olarak kötü kişileri geçirir.[27]
Ahirette ise elim bir azap uyarısı yapılmaktadır.
Kötülük Engellenmişse: Yapılan kötülüğe bir tavır olduğu düşmanlığın yapana değil eyleme karşı olduğu belli edilmelidir. Maksat insanların hidayetine ve salih amel işlemesine sebep olmaktır. Şahıslara buğz etmek değildir ancak muhatap azgınlığında ısrar ediyorsa o başka…
Çare; Müslüman, Allah’ı üzmekten, O’nun gazabına uğramaktan korkmalı, O’nun sevgisini kazanmaya çalışmalı[28] ve günahlarına tevbe etmelidir. O’nun emri gereği toplumun menfaatini düşünerek “tamamını yapamasa da iyilikleri emredip, hepsini yapmasa da kötülükleri yasaklamalı”[29] ve gücü miktarında sorumlu olduğunu unutmamalıdır.
Kötülüğün önlenmesi için; “o konuda yapılması gereken iyiliği de” tespit edip önce kişinin kendisi yapmalı ve sonra diğer insanlara yapılmasını tebliğ etmelidir.
İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmaya gücü yetmiyorsa kişi “hayırlı şeyler dışında” dilini tutmalıdır.[30]
Usame b. Zeyd (r.a.) der ki: Rasulullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim:
- “Kıyamet günü bir adam getirilip ateşe atılır. Öyle olur ki, kaburgaları dökülür ve değirmen taşıyla merkebin döndüğü ateşte öylece döner durur. Cehennemdekiler onun için korkuya kapılıp başına toplanırlar ve ona:
- Ey filan, bu başına gelen nedir? Sen; iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmez miydin?” diye sorarlar. O da:
- Evet, iyiliği emrederdim; ancak onu kendim yapmazdım, kötülükten de men ederdim; ancak kendim ondan kaçınmazdım, der. “[31]
Bu Hadis-i Şerif’ten anladığımız en önemli mesaj: Müslümanın “Emri bil maruf ve nehyi anil münkeri” (İyiliği emredip kötülüklerden sakındırmayı) öncelikle kişi nefsine yapmalıdır. Yoksa Allah’ın cezalandırmasından kurtulamaz yani hiçbir suç cezasız kalmaz.
[1] Hadislerle İyiliği Emredip Kötülüklere Engel Olmak, İbn Ebi’d Dünya Serisi, Ocak Yayıncılık, Tercüme: Hüseyin Kaya, Ocak 20074, İstanbul. Bu kitaptaki Hadis-i Şeriflerden faydalanılmıştır. HİEKEO, s:15.
[2] HİEKEO, s:84; Ahmed b. Hanbel, Müsned (5/178)
[3] Müslim, İman 78.
[4] HİEKEO, s:22; İbni Mace (2/300)
[5] HİEKEO, s:17; Ebu Davut, Sünen.
[6] HİEKEO, s:24.
[7] HİEKEO, s:16; Ahmed b. Hanbel, Müsned (2/163, 190)
[8] HİEKEO, s:37.
[9] HİEKEO, s:32.
[10] HİEKEO, s:39.
[11] HİEKEO, s:46; Hatip el Bağdadi, Tarih’ul Bağdad (2/439)
[12] HİEKEO, s: 74.
[13] HİEKEO, s: 75.
[14] HİEKEO, s: 54.
[15] HİEKEO, s: 45. El Makdisi, el Emri bil Maruf (92)
[16] HİEKEO, s: 59.
[17] HİEKEO, s: 60.
[18] HİEKEO, s: 62-63. İbni Mübarek, Zühd (1349)
[19] HİEKEO, s:72; Beyhaki, Şuabu’l İman (13/273)
[20] HİEKEO, s:18; Taberani, el Mu’cemul Kebir (2/331)
[21] HİEKEO, s:24; Ebu Nuaym, el Hilye (8/284)
[22] HİEKEO, s:25; Ebu Ya’la, Müsned (5/33-34)
[23] HİEKEO, s:14; Beyhaki, Şuabu’l İman (10/291)
[24] HİEKEO, s:25; Ebu Nuaym, el Hilye (1/279)
[25] HİEKEO, s:16; Ahmed b. Hanbel, Müsned (6/159)
[26] HİEKEO, s:16; Beyhaki, Şuabu’l İman (10/93)
[27] HİEKEO, s:22; Ebu Nuaym, el Hilye (1/279)
[28] HİEKEO, s:29; Ahmed b. Hanbel, Müsned (6/432)
[29] HİEKEO, s:27; El İsbehani, et Terğib vet Terhib (1/211-2)
[30] HİEKEO, s:46; Tayalisi, Müsned, (1/268)
[31] HİEKEO, s:29; Buhârî, Bed’ül-halk 10.

1 Comment