Kitabı Okumak Yazarından Sohbet Dinlemektir

Garip SAĞLIK

Askerlik Hatıralarım…

1991 yılı Haziran ayıydı. Trabzon’da askerlik yaparken on beş günde bir çarşı izni için dolmuşla Boztepe’den şehir merkezine inerdim. Trabzon yeşil güzel bir yerdi ve üç tane uzun caddesi vardı o zamanlar. Merkez camide vakit namazlarını kılar, büyük bir kap hamsi tava yer ve İslami kitaplar satan bir kitabevine gider zamanımın çoğunu “yeni çıkan kitaplara bakarak” geçirirdim. Satın aldığım yeni kitapları on beş gün içinde bir solukta okurdum.

O hafta aldığım kitaplardan biri, askere gelmeden evvel “bir buçuk yıl sohbetlerine katıldığım” İslam tarihi profesörüne ait yeni çıkan kitabıydı. Mardin asıllı olan bu zatı dinlerken şivesi, yüzü ve anlattıkları tüm ayrıntısıyla aklımdaydı. Dersleri dinlerken aldığım notlar ve derse hazırlığım çok ciddi olmuştu. Her öğrendiğim yeni bilgiyi önüme gelene de anlattığım için hafızamda kalıyordu.

Sevinçle aldığım bu hocamın kitabını, kamuflajın (pantolonun) yan cebine koymuş içtimaya öyle çıkmış idim. Sabah yemeğinden sonra saat 8’e doğru içtima alınmış “herkese görev yerine gitme emri” verilmiş, biz dört kişi boşta kalınca ben hemen köprü takımlarını arasına girerek gözlerden kaybolmuştum. Köprü takımları askeriyede istihkâm birliklerinin, yolarına çıkan nehirlerin üzerinde araçların ve tankların geçmesi için  “birbirine birleştirilerek çelikten yapılan köprü parçaları” idi. Yaklaşık üç metre boyunda dev demir kütleleri idi.

Köprü takımlarının aralarına girmiş, tanıdığım bir hocanın kitabını okuma zevkiyle uygun bir yere oturdum. Kitabı iyice süzdükten sonra okumaya başlayınca farklı bir hâle girdim. Yazarı çok iyi tanıdığım için ve derslerinde onu çok yakın takip ettiğim için şivesini bile ezberlemiştim. Seslendiren bendim ama “sanki yazar karşıma geçmiş kitabı anlatıyor” zannettim. Kitabı iki günde bitirdim ama sanki “yazar bana okudu ben de onu dinledim.”

Anladım ki kitap okumak demek, aslında yazarın size “zaman tünelinden geçip” seslenmesi demekti. Bunu tecrübe etmiştim yine yakındaki bir camiye (Ahi Evran Camiine) gidip orada İmam-ı Gazali’nin İhya Ulumud Din adlı kitabını okurken de sanki bu zat (Allah ondan razı olsun) 1000 yıl evvel yaptığı sohbeti, kitabı vesilesi ile bana ulaştırıyordu. İhya isimli kitabı okurken sanki İmam-ı Gazali bana sohbet ediyor gibi düşünüyordum ve çok mutlu oluyordum.

Aslında her kitap, yazarının size yaptığı sohbet ve nasihattır. Yani, Hadis-i Şerif içeren kitapları okurken şöyle düşünmem mi gerekiyor?

Dikkat et, Peygamber (s.a.v.) sana diyor ki,”

Evet, artık Hadisleri okurken de Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bana seslendiğini düşünerek okuyorum. “Filan Sahabe dedi ki, Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor” diye okuyunca hemen peşinden diyorum ki “Lebbeyk (buyur) ya Resulullah”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile muhatap olmak ne büyük saadet…


Şimdi düşünsenize, ya Kur’an-ı Kerim okurken ne düşünmeliyim?

Yorum bırakın